Diabetes in Türkiye: 9 Million Affected — Is Walking 150 Minutes a Week Really Enough to Save Us?
Türkiye'de Diyabet: 9 Milyon Etkilenmiş — Haftada 150 Dakika Yürüyüş Gerçekten Bizi Kurtarabilir mi?
Hadi şöyle bir toparlayalım: Türkiye'de neredeyse 9 milyon kişi diyabetli ve sunulan çözüm… yürüyüş mü? Yiyecek desteklemelerini gözden geçirmek değil, çocuk çizgi filmlerindeki hazır yemek reklamlarını düzenlemek değil, bir kurumsal refah etkinliğiymiş gibi ayakkabılarımızı giyip haftada 150 dakika kayıt tutmak mı?
Yanlış anlamayın, yürüyüşlerimi yapacağım ben de. Ama, küresel olarak her 9 yetkinden birini etkileyen bir hastalığa karşı yaşam tarzı değişikliğini birincil silah olarak sunmak, bir kurşun yarasına pansuman yapmak gibi. Gerçek düşman tembellik değil; sistematik başarısızlık.
Bu mesele ayakkabılardan değil kaldırımlardan bahsediyor. Kent altyapısının %60'ı güvenli yaya geçişine sahip değilken insanlara yürüyeceklerini nasıl bekliyoruz? Bizlere refah nutukları değil, yürünebilir şehirler lazım.
Endokrinoloji kliniğinde rotasyon yapan biri olarak, Tip 2 diyabetin aileleri nasıl paramparça ettiğini gözlerimle görüyorum. Ama aynı zamanda hastalara hastalıkları yüzünden suçlama yapıldığını da görüyorum. 'Daha çok egzersiz yapmalıydın.' Veya iki işte çalışan ve işten çıktıktan sonra işlem görmuş gıda fabrikasına giden bir tek annenin başına bunu söyle.
Günlük 30 dakikalık yürüyüşler ve diyet değişiklikleriyle ön diyabetimi tersine çevirdim. Bu sihir değil—tutarlılık işte. Ancak güvenli parklara, mola verilebilen bir işe ve beslenme danışmanlığına erişimim vardı. Ayrıcalık burada bir rol oynadı.
Tam olarak bu. Kentteki gıda çöllerinden sadece yürüyerek kurtulamazsınız. Tümden mahallelerde.market yok da her köşede dört hızlı gıda dükkanı varsa, bu kişisel bir başarısızlık değil—politika başarısızlığıdır.
Haftada üç kez koşuyorum ve yine de ön diyabet oldum. Doktorum, genetik faktörlerin büyük ilaç şirketlerinin bize inandırmak istediklerinden daha büyük bir rol oynadığını söylüyor.
Bireysel iradeyi küçümsemeyelim. Önlemek işe yarıyor. Ancak bunun çevre, politika ve eşitlikle desteklenmesi gerekir. Biri diğerini götürmez.
Evet. Ve 'yaşam tarzı hastalığı' ifadesini ahlaki bir hüküm gibi kullanmayı keselim. Diyabet pastaya uzanmak için bir ceza değildir. Bu, biyoloji, çevre ve erişimin karmaşık bir etkileşimidir.
35 yıldır çocuklara hareket etmeyi sevmeyi öğretiyorum. Keyif önemli. Egzersiz bir ceza gibi hissettirilirse insanlar bırakır. Eğlenceli yapın, bir zorunluluk değil.