Is the Moon the New South China Sea? Why This Space Race Analogy Is Dangerously Wrong
Ay, Yeni Güney Çin Denizi mi? Bu Uzay Yarışı Benzetmesi Neden Tehlikeli Ölçüde Yanlış?

ABD-Çin arasında Ay için yapılan itişin yeni bir Soğuk Savaş tarzı uzay yarışı olduğu sürekli duyuluyor ve Ay, son derece değerli bir ödül olarak sunuluyor. Ama bunu Güney Çin Denizi’yle karşılaştırmak mı? Bu sadece tembel bir muhaberat değil, uzay hukuku ve diplomatik dengelerin tehlikeli bir şekilde yanlış anlaşılmasıdır.
1967 tarihli Uzay Ötesi Antlaşması, herhangi bir ülkeye Ay'ı talep etme hakkı vermez. Yani hayır, bir bayrak dikmek, mülkiyet anlamına gelmez — 1969’da ABD için de, 2030’da Çin için de değil. Bu, 16. yüzyılın serbest denizleri değil; yasayla korunan ortak mal alanıdır. Buna göre davranalım.
Ben Uzay Ötesi Antlaşması'na uyumu gerçek anlamda yürüten biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Ay'daki faaliyetleri Güney Çin Denizi talepleriyle eşleştirmek sadece yanlış değil, aynı zamanda istikrarsızlık yaratır. Ay'ın 'kamu malı' (res communis), bir 'hiç kimsenin malı' (res nullius) değil olması, 'ilk gelen alır' mantığının uygulanamayacağı anlamına gelir. Bir antlaşmamız var ve bunu milliyetçi söylemlerle sulandırmak yerine savunmalıyız.
Konuyu kaçıyorsunuz. Kimse bayraklar için Ay'ı talep etmiyor — buz için yapılıyor. Gerçek yarış, ayın kutuplarından ilk su buzunu çıkaran kişi kim olacak? Uzun vadeli varoluşa imkân veren bu kaynaktır. Diğer her şey gürültü.
Buz konusunda kesinlikle haklısın — ancak toprak egemenliği olmadan kaynak hakları iddia etmek hukuki olarak belirsizdir. Uzay Ötesi Antlaşması kaynak kullanımına izin verir ama bunu nasıl yapacağını tanımlamaz. Bu yüzden Ay Anlaşması 2.0'a ihtiyacımız var — çıkarma, çevre koruma alanları ve atık bertarafı için net kurallar.
Antlaşmalardan ve ideallerden yüksek perdeden konuşma çok güzel, ama şunu unutma: devletler çıkarları doğrultusunda hareket eder. ABD'nin yaptığı gibi, Çin de avantajına olacak her belirsizliği kullanacaktır. Ay'yı kapma girişimini tek engelleyen şey normlardır — ve normlar çok hızlı erozyona uğrayabilir.
O zamanlar Ay'dan Dünya'ya baktığımızda tek bir dünya gibi görünüyordu. Şimdi ise 19. yüzyıl altın çılgınlığı gibi küçük Ay parçaları için kavga ediyoruz. Vizyonumuzu yitirdik. Ay bir mülk değil — bir ayna.
Teknoloji nihayet işe yaradığında her büyük güç aniden Ay üslerini istemesi ne kadar komik. Tesadüf mü? Yoksa eski arzuları gizleyen iyi bir zamanlama mı? Her halükarda algı çok kötü.
Çin’in Güney Çin Denizi’nde iddialarını ilerletmek için 'hukuk savaşını' kullandığını reddetmeyelim. Aynı stratejiyi uzaya uygulamak makul bir kaygıdır. Barış istememiz, saf olduğumuz anlamına gelmez.