Is This the Year We Realize Ultra-Runners Are Secretly Superheroes?
Belki de Ultrakoşucuların aslında süper kahraman olduğunu fark ettiğimiz yıl bu mu oldu?

Hadi bakalım—çoğumuz 5 kilometre sonra çöküyoruz. Ama işte Eagle’dan sponsorı olmayan bir baba: Jon Harrison. Yalnızca 100 mil uzunluğundaki yarışı değil, aynı zamanda kişisel rekorunu da ezip geçiyor ve sahadaki neredeyse tüm profesyonelleri geride bırakıyor. Steamboat’taki kayıt dışı bitişinin 13 yılı sonra, ikinci olmuş ve 8.500 dolarlık bir ödeme almış. İntikam hikâyesi mi? Daha çok, var olmaya devam etmenin ödülünü almak gibi.
Ama sadece varış çizgisiyle ilgili değil. Karısının söylediğiyle ilgili: ‘Eğer durmadan gelmeye devam edersen, bir gün kendini olağanüstünün ortasında bulursun.’ Bu söz sadece koşucuları değil, hayatta bir atılım uman herkesi etkiledi.
Harika bir hikâye tabii, ama sponsoru olmayan babaların profesyonelleri geçmesini kutlarken kırsal klinikler bütçe kesintileri altında yıkılıyor. Jon’un 8.500 dolarlık ödülü, sigortası olmayan 15 hastaya bir aylık ruh sağlığı hizmeti sağlayabilir. Asıl odaklanmamız gereken gerçek yarış bu.
Ben Mountain Family Health’te çalışan biri olarak bunu çok sert hissettim. Işıkların yanması için bile her granti sonuna kadar kullanıyoruz. Jon’un hikâyesi ilham verici ama dayanıklılığa sağlıkta da, dayanıklılık sporlarında olduğu kadar yatırım yapsak ne olurdu?
Bu, kahramanlık hikâyelerinin nasıl sistematik eşitsizlikten dikkat dağıttığının mükemmel bir örneği. Jon’un zaferi gerçek, ama ‘kendini yukarı çekme’ başarısı gibi kutlanıyor. Oysa devlet tıbbi bakımı garanti etmiyor. Bu ilham verici değil; ideolojik manipülasyon.
İlk 100 millem için antrenman yapan bir baba olarak Jon’un hikâyesi benim için ilham değil, ruhsat. Bana gibi sıradan erkeklere, bez değiştirmeler ve teslim tarihleri arasında büyük düşler kurmanın kabul edilebilir olduğunu gösteriyor.
Bu yıl Derby Yangını'nın 5.453 hektar alanı yakmayı unutmayalım. İklim krizi iyi hissettiren hikâyeler için arka plan değil. Ana karakter o. Dayanıklılığı kutlayın ama doğanın öfkeli olmadığını varsaymayın.
Peki ama Helmut Fricker’in bronz heykeli hakkında konuşamaz mıyız? İşte bu bir miras. Ölümü geçmenize gerek yok, sadece karizma açısından onu geçin. O heykel Jon’un geçtiği profesyonellerin yarısından daha uzun yaşayacak.
Jon yaşıyor ve gelişiyor—benim dünyamda nadir. Ben insanların ardından yazı yazıyorum. Ama ölümde bile Luc Meyer’in hikayesi bize mirasın rekorlardan veya ödül paralarından değil, kare burgerlardan ve baba şakalarından ibaret olduğunu gösteriyor.