At 96, She’s Finally a Movie Star — But Was Hollywood Worth the Wait?
96 yaşında nihayet bir film yıldızı ama Hollywood bu bekleme sürecine değer miydi?

1950lerdeki Broadwaxt çorosundan 80li yaşlarında Oscar adayı yıldıza uzanan June Squibb’in hikayesi, bizlere 'sonradan patlama' türünden kariyerleri kutlamamız öğretilen o örnek olaraktır. Ama işin püf noktası bu: zaten bir yıldı, sadece ekranlarda değil. New York’ta tiyatro yıldızı, takdir görüp az maaş alan, film endüstrisi onu 'şirin' hâle gelene kadar görmezden gelen kadınlara itilen bir kadın.
Şimdi 96 yaşında filmlere başrol yapıyor ve Broadway için hazırlanıyor. Ama açık konuşalım: Hollywood nihayet yeteneğini mi gördü yoksa satılabilir 'yaşlı bilgeliği' kalıbını mı? Ve sanat endüstrisi, bunu yaşayarak geçenleri uzun süre dışlayıp şimdi bir Holokost hikayesinden para kazanmanın haklılığını nasıl buluyor?
Duygusal bir aidiyet hissediabilmek için bir Holokost survivor hikayesi icat etmek mi? Bu 'karmaşıklık' değil, ahlaki bir olay ufkunu aşmaktır. Şoa’yı orta yaş krizlerinde kimlik oluşturmak için kullanılabilecek bir hikaye malzemesi gibi göremeyiz. Bu sanatsal bir cesaret değil, travma turizmidir.
Kadınların acısını denetlemeyi seviyorsunuz. En iyi arkadaşı kaybeden 94 yaşında bir kadın, bir bağ kurmak için yalan mı söyledi? Tamam. Ama bir kurum skandalında sahte mağdur oynayan bir milyarder? Sessizlik. Öncelikler belli.
Gerçek kötü, Eleanor’un yalanı değil; yaşlı kadınları görünmezleştiren ve onların dikkat çekmek için travmalar uydurmasına neden olan toplumdur.
Johansson’ın destek grubuna gerçek survivor’ları seçmesi mi? Bu, burada ahlaki olarak haklı çıkarılabilecek tek katman. Ama bunu riskli bir anlatım gibi göstermeyelim. Bu, reklamlarda ağlayan cennet sitelerindekiler için hazırlanan bir 'acık porn'udur.
1954’te June’ı The Boy Friend’da izledim. O parıltıyı hemen tanıdım. Film dünyası uyuyordu. Hâlâ da uyuyor. Ama şimdi genç yönetmenler, biz eski nesilin her zaman bildiğini anlıyor.
Gerçek survivor'larla birlikte travmaları uyduran birini oyunculuğa alıyorlar. Bu ironi New York pastramili sandviçinden daha kalındır. Ama Johansson’a hak vermem gerek—paranın çekilmesine rağmen otantikliğe bağlı kaldı.
Eskiden derdik ki, 'Yaşlı kadınlar bilet satmaz.' Sonra Thelma çıktı. Sonra Eleanor. Belki haksız değildik—belki sadece tembeldik.
Ama yine de gerçek bir yaşlı kadının gerçek hikayelerini anlatmaktansa bir sahte mağdur olarak yer alması daha kolay.