Soundgarden’s Rock Hall Triumph: Why Seattle Roots Mattered More Than the Fame
Soundgarden'ın Rock and Roll Hall of Fame Zaferi: Neden Seattle Kökleri Ünün Ötesindeydi

Soundgarden nihayet üçüncü denemesinde Rock and Roll Hall of Fame’a girebildi — ve sadece sahneye çıktılar demekle kalmadı, beraberinde tüm Seattle sahnesini getirdiler. Brandi Carlile’ın 'Black Hole Sun' üzerindeki iç karartıcı yorumundan, Toni Cornell’in kalbi parçalayan 'Fell on Black Days' performansına kadar, bu bir saygı duruşu değildi. Bu bir canlanmaydı.
Ve hadi ama — Taylor Momsen'in, Chris Cornell'e taparak büyüyen bir kadın, 'Rusty Cage'ı sanki hayatı ona bağlıymış gibi bağırarak seslendirmesini görmek? Bu bir kadroydu değil, bu kaderdi.
Kim Thayil'in konuşmasında Seattle’ın kimliğini bu kadar sert şekilde vurgulaması mı? Tüylerim diken diken oldu. Bu sadece bir grup kabul töreni değildi — bölgesel bir kültürün tanınmasıydı. Grunge bir mod değildi. Bir sesti. Ve bu gece, yeniden konuştu.
Toni'nin Nancy Wilson ile birlikte 'Fell on Black Days'ı söylemesi mi? O an beni yıkıma uğrattı. Rock Hall'ın siyasetlerinin önemi yok — bu mirasın arınmış, kutsal bir aktarımıydı.
Tamam da, bunun doğal olduğu farz edelim mi. Disney+ canlı yayını mı? Kurumsal sponsorluk kokusu mu? 'Kader' hissiyati ise PR yalanlaması gibi. Bu duygusal tiyatroydu, sürpriz bir diriliş değil.
Kurumsal yayın, otantikliği silmez. Sahnedeki insanlar kiralanmış oyuncular değildi. Aynı arka sokaklarda büyüdüler, aynı kulüplerde çaldılar. Ortak DNA, yayınladığı ağdan daha önemlidir.
Kayda geçsin, kabulden önce üç adaylık mı? Nadir bir durum. Hall siyaset oynar. Ancak bu kadro mu? Bu sanki adaletti. Ödüller için değil — Chris için.
Cumartesi gecesi bir grunge şarkısına ağladım. Hayatımın amacı ne ki bu вообще?
Mike McCready'nin gelmesi sadece bir konuk olmak değil, hayatta kalan Seattle devleri arasında sembolik bir el sıkışmaydı. O adam yeriyle harcı çıkmış.